Türkiye’de ‘Kimsesiz Çocuk’ kavramı, resmiyette “Korunmaya Muhtaç Çocuk” olarak isimlendirilir. 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu’na göre korunmaya muhtaç çocuk; beden, ruh ve ahlak gelişimleri veya şahsi güvenlikleri tehlikede olup; anne ve/veya babasız, anne ve/veya babası belli olmayan, anne ve/veya babası tarafından terk edilen, anne ve/veya babası tarafından ihmal edilip; fuhuş, dilencilik, alışkanlıklara karşı savunmasız bırakılan ve başıboşluğa sürüklenen çocuğu ifade etmektedir. Çocukların kimsesizlik durumuna gelmesine sebep olan faktörlerin en başında ise, savaşlar, göçler ve hastalıklar sebebiyle ölen ya da kaybolan yetişkin sayısının artışı bulunmaktadır.

Günümüzde Türkiye’nin de içinde bulunduğu savaş ve göç direk ortamından, çocuklar olarak etkilenmiş, fiziki ve psiko-sosyal tahribata uğramıştır. Bu rakam giderek artmaktadır. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının verilerine göre 2010 yılında 35.298 olan Korunmaya Muhtaç Çocuk sayısı 2014 yılında 80.375’a ulaşmıştır.

Türkiye’deki 5395 numaralı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında, korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocukların korunması, haklarının ve esenliklerinin güvence altına alınması esas alınmaktadır. Bu bağlamda, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, uzmanları vasıtasıyla konuya dahil olan çocuklar hakkında araştırma yaparak, aile ile çocuğun topluma kazandırılması ve iyi halinin devamlılığı için çözüm yolları aramaktadır. Ancak, hiçbir devlet organizasyonu ya da sivil toplum kuruluşu tek başına bütün çocukların haklarını korumak ve iyi halini sağlamak için yeterli değildir. Bu gerçek, kimsesiz çocukların sorunlarının çözümünde bütün toplumun duyarlı olması gerektiğine, ve herkesin kendisine göre mutlaka birtakım sorumluluklarının bulunduğuna dikkat çekmektedir.

‘Çocuklar donmamış beton gibidir, üzerine ne düşse iz bırakır’

H.Jinott

Dünya üzerindeki bütün canlılar gelişimsel özelliklerine göre değerlendirildiklerinde, Dünya’ya geldikten sonra, kendi kendine yeterli hale gelmek için, başkasına bağımlı olarak en uzun yaşayan canlı varlığın insan olduğu bilinmektedir. Bu nedenle, bir bireyin çocukluk döneminde edindiği fiziksel ve psiko-sosyal destek,  geleceğini oluşturan yapıtaşları arasında sayılmaktadır. Bu bağlamda, bir çocuğun sağlıklı bir şekilde yetişmesi için gerekli olan temel iki unsur anne-baba, ya da eşdeğer sevgi ve şevkati alabilecekleri ebeveynlerdir. Çocuğun, anne ve/veya babanın eksikliği ya da uygun aile ortamı içerisinde yetişmemesi durumunda, gelişiminde kalıcı hasarlar meydana gelebilir. Günümüze baktığımızda ise, milyonlarca çocuk savaşların, terör saldırılarının ve politik çatışmaların masum kurbanları durumuna gelmektedir. Bu şiddet eylemlerinin çocuklar üzerinde yarattığı travmatik etkiler, onların fiziksel, psikolojik ve ahlaki gelişimleri üzerinde kalıcı zararlar bırakmaktadır.

Tüm tarih boyunca görülen en büyük çocuk kuşağı, içinde bulunduğumuz on yıl içerisinde Dünya’ya gelecektir ve bunun yaklaşık bir buçuk milyonunun Türkiye’de doğacağı tahmin edilmektedir. Ne yazık ki, bu çocukların bir bölümü, yoksulluk, aşırı kalabalık, fiziksel, ekonomik, cinsel ya da duygusal istismara maruz kalacak ve sağlıksız bireyler olarak topluma kazandırılacaklardır.

Bu noktada hedefimiz, yalnız bir çocuğun hayatındaki değişime sebep olmayı bile başarı kabul ederek, Bursa, Türkiye ve Dünya’nın her yerindeki, çeşitli nedenlerle ailesini kaybetmiş, yardıma muhtaç olan ancak sesini duyuramayan çocuklara ulaşarak, toplumun bu çocuklara olan sorumluluğuna karşı farkındalık yaratmaktır.

Psk. Selin Özcan