Olumsuz bir yaşam olayı olarak değerlendirilen kayıp, özellikle kaybedilen kişi anne ya da baba olduğunda çocukların ruh sağlığını büyük ölçüde etkilemektedir. Ebeveyn kaybı yaşayan bir çocuğun ruhsal travma yaşama olasılığı çok yüksektir. Kaybın algılanma ve kayba geliştirilen tepki biçimi maruz kalan çocuğun yaş aralığına göre değişim göstermektedir.

Doğumdan sonraki ilk yıllarda bebeğin temel ihtiyaçları yeme, içme, fiziksel koruma, sevgi ve sıcaklık- anne ve baba tarafından karşılanmaktadır. Bu ihtiyaçlarının karşılanması halinde bebek, güven duygusu geliştirmekte ve kendisine bakım verenlere güvenmektedir. Bakım veren kişinin yokluğu durumunda bebeğin bu temel güven duygusu sarsılmakta ve çocuğun zihinsel ve fiziksel gelişimi sekteye uğramaktadır (Granot, 2005). Bu nedenle bakım veren kişinin bebeğin yanından ayrılması, bebek için o kişinin gittiği anlamına gelmektedir. Bu nedenle bebekler için annenin kaybı ile annenin kısa süreli yanından ayrılması eşdeğer olmaktadır.

Beş yaş öncesi dönemde çocukların düşüncesi benmerkezcidir, bu nedenle olayların insanlar tarafından kontrol edildiğine inanma eğilimi göstermektedirler. Ölüm olayını da insanların kontrolünde olan bir olay gibi algılayarak ölümü uykuya, yolculuğa benzetebilirler ve ölen insanların geri dönebileceğine inanabilirler. Beş yaşından önce ölümün sürekli ve geri dönmez bir olgu olduğu çocuklar tarafından kavranamaz (Yörükoğlu, 1986; Worden, 2001). Bu yaştaki çocuklar ölümün bir son olduğunu anlamazlar. “Babamın mezardan gelmesine yardım edemez miyiz?” ya da “Benim kız kardeşim ne zaman geri gelecek?” tarzında sorular sorarlar. Vücudun ve vücut parçalarının nasıl çalıştığını anlamazlar, ölüm onlar için geri dönülebilir bir süreçtir, bir kişinin sonsuza dek gittiğini kavrayamazlar (Dyregrov, 2008: 15)

Okul dönemine gelindiğinde çocuklar zaman kavramını öğrenmiştir. Soyut düşünme yeteneği kazandıklarından ölüm kavramını algılayabilirler. Ölümün geri dönülmez bir şey olduğunu anlayabilir ancak kendinin ölebileceğini kavrayamazlar. Bu dönemde çocuklar yetişkinlere benzer şekillerde yas tutabilir, üzüntü yaşayabilir. Aileden birisinin kaybının, üzüntü veren zorlu bir süreç olduğunu bilir. Ağlama, uyku ve yemek alışkanlıklarında değişiklikler meydana gelebilir. İçe çekilme, saldırganlık, alt ıslatma gibi davranış problemleri görülebilir. Anne ya da babanın ya da çocuğun çevresindeki yetişkinlerin onun tepkilerinin geçici olduğunu bilmesi gerekmektedir. (Dyregrov, 2008; Granot, 2005; Yıldız, 2003).

Ergenlik döneminde ölüm kavramı soyut biçimde kavranır. Ergenler, tehlikeli durumlar sonucu ölebileceklerini bilirler. Ölüm kavramı daha somut bir hal alır, bir kaybın uzun dönemli etkilerini anlamaya başlarlar (Dyregrov, 2008). Ergenlik döneminde gençler, yaşamın anlamını sorgulamaya başladıklarından, anne baba kaybı ile karşılaştıklarında bu kaybın ne olduğu, nasıl gerçekleştiği ve bu kaybın hayatını nasıl şekillendireceği konusunda tam bir anlayışa sahip olmaktadır (Granot, 2005).

Çocuğa ölüm ya da kayıp anlatılırken, doğrudan ve gerçek bilgiler içeren ifadeler kullanılması önemlidir. Bilgileri aktaran kişinin çocuğun yakınlık duyduğu birisi olması, anlatım sırasında bulunulan odanın sakin ve sessiz olması, çocuğun oturur pozisyonda olması, çocuğun vereceği tepkilerin sağlığı açısından olumlu sonuç yaratacaktır. Ek olarak, çocuğa ölüm ve yakının kaybı ile ilgili verilen bilgilerin doğru içerikli, net ve anlaşılır olması gerekmektedir. İfadeyi yumuşatmak için kullanılan ‘o başka ülkeye gitti’ , ‘hasta oldu’ , ‘melek oldu’ , ‘uyuyor’ gibi ifadeler, çocuğun çarpık düşünce geliştirmesine sebep olabilir. Örneğin, ölen babası için uyuyor denilen çocuk, uyuduğu zaman öleceğine ilişkin yanlış düşünceler geliştirerek uyumaktan korkabilir, buda ileride muhtemel uyku bozukluklarına sebep olacaktır.

Unutulmamalıdır ki, her çocuğun hayatı algılayış biçimi farklıdır. Bu nedenle ölüm ve kayıp olayına verecekleri tepkiler de farklılık gösterecektir. Yaşanan travmadan sonra alınacak önlemler, çocuğun ruh sağlığı açısından uzun vadede önemli rol oynamaktadır. Bu süreçte çocuğun kendini ifade etmesi ve duygularını açığa çıkarması, sağlıklı bir yas sürecine ortam hazırlayarak dönemin atlatılmasına yardımcı olacaktır. Yas döneminde çocuğun üzüntüsünü yaşamasına izin verilmeli, ancak ortaya çıkabilecek iştah kaybı, uykusuzluk, ya da zararlı madde kullanımı gibi risklere karşı önlem alınmalıdır. Bu süreçte çocuğun daha önce aynı olayı yaşan bir arkadaşı ile konuşması rahatlamasına yardımcı olacaktır. Çünkü olay sonrasında bir çok çocuk acısını kimsenin anlamadığı ve Dünya’da bunu yaşayan tek insanın kendi olduğu inancına kapılabilir. Yas dönemi süresince ve devamında çocuğun okula gitmesi sağlanmalı, mümkünse okuldaki öğretmenine bu konuda bilgi verilerek, iş birliği yapılmalıdır. Karşılaşılabilecek olağan olmayan durumlar halinde, ailenin bir psikolog ya da pedagogdan profesyonel yardım alması büyük ölçüde yarar sağlayacaktır.

Psk.Selin Özcan